Girit Türkleri bugün yokolmuşlardır, tarihte kaybolmuşlardır oysa bir dönem kendilerine has kültürleri vardı. Osmanlı Devleti, Girit adasını Venedik'liler ve müttefikleri Malta şövalyeleri, Papa'lık devletleri ve Fransa'dan almıştır. 1645-1669 yılları arasında süren savaş sonunda adanın tamamı Osmanlı tarafından fethedilmiştir. Osmanlı Devleti, Akdeniz ile Ege Denizi'nin birleştiği noktada yer alan Girit adasında 1645-1908 yılları arasında hüküm sürmüştür. Bu dönemde adadaki Türklerin nüfusu 200-300 bin kişi arasında, ada nüfusunun kabaca yarısını teşkil etmekteydi. Girit Türkleri arasında Sünni İslam ve Bektaşi inancı yaygındı. Dil olarak ise Türkçe, Arapça ve Yunanca konuşulurdu.
Osmanlı'nın çöküş döneminde 1897'de İngiliz gazeteci Henry Noel Brailsford'un ifadesiyle adanın doğusunda Yunanlıların giriştiği toplu katliamdan kaçabilenler ilk göç dalgası olarak Anadolu'ya gelmişlerdir. 1898-1908 yılları arasında İngiltere'nin garantörlüğünde ilan edilen Girit Devleti, 1908 yılında Osmanlı'daki İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla doğan boşluktan faydalanılarak ada Yunanistan'a bağlanmıştır. Asimilasyon politikaları sonucu Türklerin bir kısmı irtidad olmuştur. Kaçabilenler Anadolu'ya gelen ikinci göç dalgasını oluşturmuştur. 3. ve son göç dalgası ise Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesiyle olmuştur. Bugün Girit adasında yaşayan Türk kalmamıştır.
Kendilerine özgü bir kültürü olan Girit Türkleri'nin yemeklerinden bazıları Manga çorbası, Supa, Muhliye dir. En çok görülen isimler ise Adil, Adile, Kemal, Kemale, Emin, Emine, Nazif, Nazife, Nuri, Nuriye, Kamil, Kamile, Hüsnü, Hüsniye, Mehmetali, Zeynep, Nigar, Sadık, Behçet, Muhsin, Kazım, Nimet, Fitnat isimleridir.